Günaydın aziz dostlar.
Bugün sabah sağlık ocağına giderken yakınındaki bir okulun önünden geçiyordum. Öğretmenler günü töreni bitmek üzereydi ve okul müdürü o meşhur andımızı okutmak üzere çocuğu kürsüye çağırdı.
“Türküm” “Doğruyum” “Çalışkanım” diye bağırdı ve arkasından bütün çocuklar ona eşlik ediyordu…
O zaman düşünmeye başladım, bunların arasında kürt kökenli çocuklar gerçekten bu ant’a katılmak zorunda mıydı? Kendi kökenlerini bir tarafa bırakıp çoğunluğa ayak uydurmak zorunda mıydılar…?
Sonra acep biz Türk olduğuna inananlar antropolojik perspektiften bakıldığında ne kadar Türküz? sorusuna aklım takıldı…
Sahiden biz çok mu Türk’tük…
Türk olmak Türki cumhuriyetler ya da Türkiye’de yaşayan bir birey olmak mıydı…
Türk olmak, her sabah okulda “Ben Türküm” diye avazı çıktığı kadar bağırmak ve kendine doğruluk, çalışkanlık vb. nice anlamlar yüklemekle başarılan bir olgu muydu?
Sonra bir baktım bizler, Hrantla Ermeni olmuş, Sisi ile travesti, Filistinli ile Arap, Klasik müzikle batılı, olmuşuz ama her gün verdiğimiz onlarca şehite sıra geldiğinde bir türlü Türk olamamışız…
Anadolu coğrafyasının insanları her şekle her kaba girmekten kendilerini bir anda kitlesel bir kimlik bunalımının içerisinde bulmuşlar…
Kürtler olsun Türkler olsun ve diğer tüm azınlıklar olsun özlerini dayandıkları örf ve adetlerle korumaya çalışırken ve önüne koydukları, örnek aldıkları kişilik modeli ya batılı yada doğulu kimlikler olurken, gelişmeyi ve çağa ayak uydurmayı başaramamışlar.
Kendileri olamamışlar yane… Yada kendileri olarak kalamamışlar.
Ortaya hasta kişilikli toplumsal bir yapı çıkmış. Kim kime, dum duma…
Bugün Dünya’ya bakıldığında kendi yöresel kıyafetlerini giymiş ancak batı nın zulüm yüzüyle kendisine ait olmayan bir çok dayatmayı modernleşme adı altında kabul etmiş onlarca topluluk yanısıra aynı şekilde İslam coğrafyasının cahil ve okumayan tarafını almış bir karışımdır kültürün büyük bir kısmı.
Avrupalı dışında kim ne kadar Yemenli, Filistinli, Türk,Kürt, Rus yada Çerkez ki azizim?
Ama Avrupalı asırlar boyu süregelen gelenekleri, kurduğu sömürü düzeni ve kendinden katarken dışarıdan almayışı ile özünü korumuş gözüküyor… bu yüzden çok baskın bir kimlik. Aynı şekilde Doğu kültürü de.
Ortalık avazı çıktığı kadar etnik kimliklerini bağırıp duran ve yozlaşmış insanlarla dolu gibi gelmiyor mu sizlere de?
Kimbilir belki bütün bu olup biten doğanın basit bir kuralı olan güçlü organizmaların ayakta durması ve güçsüzlerin zaman içerisinde yok olması kuralına bağlı gelişen bir durumdur.
Bu durumda ne yazık ki biz şanlı Türkler’de yok olan organizmalarla aynı kaderi paylaşmaya yakın duruyoruz…
Oysa hak ettiğimiz şeyin bu olmadığını düşünüyorum ben.
Ama artık kendini bilmezler olduğumuza göre, ne biliyor olabiliriz ki?
Avrupalının iyi taraflarını taklit ederek onlardan biri olabilir miyiz?
Doğu’nun kültürel anlayışlarıyla Avrupalının Demokratik anlayışını kavurarak ortaya özlü bir karışım ve eşsiz bir duruş çıkartmak mümkün olacak mı?
Bekleyip görelim.
Sonra ben oturduğum yerden kalktım, bir aynanın karşısına geçtim ve kendimi izledim. “Ne kadar Türk”üm diye sordum kendime…
Bu vatanı içerisindeki bütün insanlarla sevecek kadar Türk,
ailemle daha iyi bir gelecek yaşamak için Kanada’ya göçmeyi düşünecek sonrada Türk nereye gitse Türktür diye övünecek kadar Türk…
Mehmetçik şehit düşerken, her şehit haberinde askerlik şubesine gidip dilekçe vermeye kalkacak kadar Türk…
Zoraki çalışıp, hergün haybeden zengin olma hayalleri kuracak kadar Türk,
Doğruluk ilkesini benimsediğinden, yalan söylemeyi beceremeyecek kadar Türk,
Kalkıp Ermeniyle, Yunanlıyla, İsrailliyle dost olacak yemeğini paylaşacak kadar Türk…
Tipim Türk tipi olmasa bile Türk hissediyordum işte…
nereli olduğumun, nerden geldiğimin ne önemi vardı…
Ama herkes bunu kabul etmek zorunda mı azizim…?
Sahi sen ne kadar Türksün ve bugün bu ulu ülkü için ne yaptın?
Ben hasta oldum mesela evde raporlu yatıyorum.