Olumlu Şeyler

Nasıl desem kelama bu yazının adına yakışır bir şekilde olumlu bir sözcükle başlamak gerek. Amma ve lakin hayatlarımız binbir surat ve şekil içerisinde olumsuzlukla kuşatılmışken bu tür olumlu motivasyon yazıları yazmak da iyice güçleşiyor.

Yine de ben denemeye kararlıyım.

Çünkü hayatımızda kötü şeyler kadar, güzel şeyler olduğunun da bilincindeyiz.

Mesela;

Karnımız çok aç iken buluştuğumuz lezzetli bir yemek

Canımız sıkkın iken arayıp yanımıza gelen neşe kaynağı dostlar,

Kana kana içtiğimiz su,

Merakımızı gideren olaylar,

Yeni başlangıçlar,

Yeni bir şeye sahip olmak,

Uzun zamandır düşünü kurduğumuz şeylere ulaşmak,

Hastalıktan kurtulmak,

Çocukların sakar, sersem hareketleri karşısında attığımız kahkahalar,

Başımıza gelmesini asla istemeyeceğimiz komik durumlara dostlarımızın düşmesi,

“Anne” “Baba” diyerek üzerimize koşan Dünya tatlısı evlatlarımız,

İşlerimizi kolaylaştıran büyüklerimiz,

Güzel sözlerle bezenmiş tatlı melodiler,

Dans etmek,

Sevişmek,

Hobilerle geçen umarsız saatler,

Yoğun bir iş temposunun ardından anlamlı bir kazanç,

Soğukta üşüyüp, üşüyüp yorganların altında ısınmak,

Nar yemek,

Kazadan kıl payı kurtulmak,

Sevdiğimizle romatik söyleşiler,

Rutin bozan ani olumlu değişiklikler,

Kavgadan zaferle çıkmak,

Boza içip, leblebi yeyip geğirmek,

Kusana kadar içmek yada tadında içip anlamlı sohbetler etmek,

Başarı kazanmak,

Takdir edilmek,

Onaylanmak ve anlaşılmak,

Sevmek,Sevilmek ve bunu bilerek yaşıyor olmak,

Beladan kurtulmak,

uzaklardan gelip evine ulaşmak,

Yorgun argın uzanıp uyumak,

Kahramanı kendimiz olduğumuz film gibi rüyalar görmek,

Şansın yaver gitmesi,

Çekilişte kazanmak,

Sosyalleşmek…

… gibi şeyler de oluyor hayatlarımızda ve tüm bunlar çok olumlu şeyler öyle değilmi aziz dostum?

Ne gördüğümüz değil neresinden baktığımız önemli, polyanna haklı azizim, polyanna haklı…

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

Siz Ne kadar Türk sünüz?

Günaydın aziz dostlar.

Bugün sabah sağlık ocağına giderken yakınındaki bir okulun önünden geçiyordum. Öğretmenler günü töreni bitmek üzereydi ve okul müdürü o meşhur andımızı okutmak üzere çocuğu kürsüye çağırdı.

“Türküm” “Doğruyum” “Çalışkanım” diye bağırdı ve arkasından bütün çocuklar ona eşlik ediyordu…

O zaman düşünmeye başladım, bunların arasında kürt kökenli çocuklar gerçekten bu ant’a katılmak zorunda mıydı? Kendi kökenlerini bir tarafa bırakıp çoğunluğa ayak uydurmak zorunda mıydılar…?

Sonra acep biz Türk olduğuna inananlar antropolojik perspektiften bakıldığında ne kadar Türküz? sorusuna aklım takıldı…

Sahiden biz çok mu Türk’tük…

Türk olmak Türki cumhuriyetler ya da Türkiye’de yaşayan bir birey olmak mıydı…

Türk olmak, her sabah okulda “Ben Türküm” diye avazı çıktığı kadar bağırmak ve kendine doğruluk, çalışkanlık vb. nice anlamlar yüklemekle başarılan bir olgu muydu?

Sonra bir baktım bizler, Hrantla Ermeni olmuş, Sisi ile travesti, Filistinli ile Arap, Klasik müzikle batılı, olmuşuz ama her gün verdiğimiz onlarca şehite sıra geldiğinde bir türlü Türk olamamışız…

Anadolu coğrafyasının insanları her şekle her kaba girmekten kendilerini bir anda kitlesel bir kimlik bunalımının içerisinde bulmuşlar…

Kürtler olsun Türkler olsun ve diğer tüm azınlıklar olsun özlerini dayandıkları örf ve adetlerle korumaya çalışırken ve önüne koydukları, örnek aldıkları kişilik modeli ya batılı yada doğulu kimlikler olurken, gelişmeyi ve çağa ayak uydurmayı başaramamışlar.

Kendileri olamamışlar yane… Yada kendileri olarak kalamamışlar.

Ortaya hasta kişilikli toplumsal bir yapı çıkmış. Kim kime, dum duma…

Bugün Dünya’ya bakıldığında kendi yöresel kıyafetlerini giymiş ancak batı nın zulüm yüzüyle kendisine ait olmayan bir çok dayatmayı modernleşme adı altında kabul etmiş onlarca topluluk yanısıra aynı şekilde İslam coğrafyasının cahil ve okumayan tarafını almış bir karışımdır kültürün büyük bir kısmı.

Avrupalı dışında kim ne kadar Yemenli, Filistinli, Türk,Kürt, Rus yada Çerkez ki azizim?

Ama Avrupalı asırlar boyu süregelen gelenekleri, kurduğu sömürü düzeni ve kendinden katarken dışarıdan almayışı ile özünü korumuş gözüküyor… bu yüzden çok baskın bir kimlik. Aynı şekilde Doğu kültürü de.

Ortalık avazı çıktığı kadar etnik kimliklerini bağırıp duran ve yozlaşmış insanlarla dolu gibi gelmiyor mu sizlere de?

Kimbilir belki bütün bu olup biten doğanın basit bir kuralı olan güçlü organizmaların ayakta durması ve güçsüzlerin zaman içerisinde yok olması kuralına bağlı gelişen bir durumdur.

Bu durumda ne yazık ki biz şanlı Türkler’de yok olan organizmalarla aynı kaderi paylaşmaya yakın duruyoruz…

Oysa hak ettiğimiz şeyin bu olmadığını düşünüyorum ben.

Ama artık kendini bilmezler olduğumuza göre, ne biliyor olabiliriz ki?

Avrupalının iyi taraflarını taklit ederek onlardan biri olabilir miyiz?

Doğu’nun kültürel anlayışlarıyla Avrupalının Demokratik anlayışını kavurarak ortaya özlü bir karışım ve eşsiz bir duruş çıkartmak mümkün olacak mı?

Bekleyip görelim.

Sonra ben oturduğum yerden kalktım, bir aynanın karşısına geçtim ve kendimi izledim. “Ne kadar Türk”üm diye sordum kendime…

Bu vatanı içerisindeki bütün insanlarla sevecek kadar Türk,

ailemle daha iyi bir gelecek yaşamak için Kanada’ya göçmeyi düşünecek sonrada Türk nereye gitse Türktür diye övünecek kadar Türk…

Mehmetçik şehit düşerken, her şehit haberinde askerlik şubesine gidip dilekçe vermeye kalkacak kadar Türk…

Zoraki çalışıp, hergün haybeden zengin olma hayalleri kuracak kadar Türk,

Doğruluk ilkesini benimsediğinden, yalan söylemeyi beceremeyecek kadar Türk,

Kalkıp Ermeniyle, Yunanlıyla, İsrailliyle dost olacak yemeğini paylaşacak kadar Türk…

Tipim Türk tipi olmasa bile Türk hissediyordum işte…

nereli olduğumun, nerden geldiğimin ne önemi vardı…

Ama herkes bunu kabul etmek zorunda mı azizim…?

Sahi sen ne kadar Türksün ve bugün bu ulu ülkü için ne yaptın?

Ben hasta oldum mesela evde raporlu yatıyorum. 

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

Ankara ve Ben

Eskiden daha koyu bir griydi Ankara’nın ten rengi.

Kızılayın bir köşesinde öylece durmuş camdan dışarıyı seyrediyorum. Elimde koyu bir kahve ve ne yazık ki sigara içmek yasak; tamamlayamıyorum keyfim yarım kalıyor kalorifer önü.

Kömür enerjisinden arta kalan kara duman ve is kokusuyla bunların yarattığı o sakin ve garip ruh halini hatırlarım kimi zamanlar Ankarayı seyre daldığımda… Bir dönemler canlanır gözümün önünde ve bugünden koparım…

Bir zamanlar diye geçiriyorum içimden, annemin elimden tutup gezdirdiği ve inanılmaz ganimetlerle dolu bir cadde idi Kızılay.

Gördüğü her dükkana dalıp, içerisini haldur huldur keşfetmek isteyen o çocuklardandım ben…

Okul çıkışlarında attığım o uzun depar sonunda ulaştığım o Kızılay köşesi yine şu anda içinde bulunduğum bu bina idi…

Hayatımı kazandığım bu bina…

…günümün büyük kısmını içerisinde çalışarak geçirdiğim bu eski bina

Yıllar böyle gelip geçerken, ben artık bu yolu tutmayı bırakmış, hayatın inişli çıkışlı nice yeni yollarına sapmış, dönmüş, dolaşmışım…

Ve sonunda bir zamanlar kendimi bulduğum, kendimi birisi hissettiğim o noktaya dönmüş olarak buldum kendimi.

3 kelimedir Ankara benim için:

Bekleyiş – Umut – Huzur

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

ERKEKLER HAKKINDA 25 GERÇEK

1. Seks için her şeyi yaparım; hatta hayatımı sana adarım.
2. Seninle kavga etmekten nefret ediyorum. Bir uzlaşma yolu bulmayı tercih ederim.
3. Uzun saç seviyorum. Üzgünüm ama seviyorum.
4. Gerçekten öğrenmek istemiyorsan, lütfen bana nasıl göründüğünü sorma.
5. Aramız kötüyken,  gözlerim başka kadınlara daha çok kayıyor.
6. Eğer seni mutlu ettiğimi hissedemezsem, gerçek bir erkek olmadığımı hissederim.
7. Eğer çocukluklarıma katlanamazsan, üzgün olduğumda açılmak için de çok zayıf olduğunu düşünürüm
8. Akıl okuyamam, unutma ben bir kadın değilim.
9. Modadan anlıyor olabilirsin ama ben beni hoşnut etmek için giyinmeni tercih ederdim, diğer kadınları değil.
10. Eğer saçımı kaybediyorsam, bu komik değil. Sana kilonla ilgili şaka yapmamı ister misin?
11. Yardım istemediğim zamanlar ne yapmam gerektiğinin söylenmesinden nefret ediyorum. Böyle zamanlarda,  annemmişsin gibi hissediyorum.
12. Eğer yatıya kalırsan, nihayetinde seninle evlenebilirim, ama daha isteksiz olurum.
13. Saygı görmek benim için sevilmekten daha önemli.
14. Düşündüğünden çok daha güvensizim. Neden senin güvenine bu kadar ihtiyacım olduğunu sanıyorsun?
15. Üzgün olduğumda, ses tonuna karşı çok hassas olurum. Nasıl söylediğin ne söylediğinden daha önemli olur.
16. Komplimanlarımı kesmenden nefret ediyorum. Bu tavrın, bir daha yapmamayı düşünmemi sağlıyor.
17. Çift olarak bir ortama girdiğimizde tüm erkeklerin beni kıskanmasını istiyorum. Lütfen kendime bakmayı ihmal etme!
18. Her zaman ne hissettiğimi bilmiyorum. Bu yüzden sana da söyleyemiyorum.
19. Eğer başka şey söylüyor ama başka şey yapıyorsam, hareketlerime dikkat et – gerçekten kalbimden geçeni sana belli edecektir.
20. Eski erkek arkadaşlarına dair hiç bir şey dinlemek istemiyorum, konu ne olursa olsun.
21. Eğer ne düşündüğümü paylaşmıyor isem, bunun sebebi bölmeden dinleyemeyeceğini bilmemdir.
22. Hali hazırda bahsettiğin kıyafeti giyinmişken, bana “Bunu mu giyeceksin” diye sorma!
23. Bir centilmen, toplum içinde, kadını tarafından her zaman saygı görmelidir. Aralarında fikir çatışması olduğunda bile.
24. Bazen tuhaf düşüncelerim olur ama kendim de ciddiye almadığım için seninle ya da bir başkası ile paylaşmak istemem.
25. Eğer beni aldatırsan, bunun üstesinden gelmem neredeyse imkansız olur.

‘İlişki Doktoru’ diye anılan Bob Grant, aynı zamanda  en çok satanlardan  ‘The Women Men Adore…and Never Want to Leave’ adlı kitabın yazarıdır. Kendisinin ayrıca dünyanın pek çok ülkesindeki kadına hayallerindeki ilişkiyi bulmaları için koçluk hizmeti veren bir firması var.

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

BEŞİKTAŞ – FENERBAHÇE DERBİSİ SAAT 20:30’DA

BÜYÜK DERBİ’DE BENİM FAVORİM (BEŞİKTAŞLI OLMAMA RAĞMEN) FENERBAHÇE

Çünkü, Beşiktaş bu sene de takım ruhunu yakalayamadı ve dağılmış durumda.

Bir Beşiktaşlı olarak tabii ki takımımın galip gelmesi önemli benim için. Ama takım, takım değilse ne gelir elden azizim?

Yapacak çok bişey yok, oturup paşa paşa izleyeceğim nasıl yenildiğimizi ve Dodo’nun benimle dalga geçmesine tahammül etmeye çalışacağım.

Neyse ki Efes Pilsen ve Tuborg var şu hayatta.

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

Kızılay Sınıfta Kaldı

Van Depreminde bilanço ağır. Binlerce insanımız evsiz kaldı. Hala kurtarılmayı bekleyen bir sürü insan var enkaz altında.

Arama kurtarma çalışmaları canla başla yürütülüyor fakat diğer ülkelerin yardım talepleri neden zamanında kabul edilmedi? Her yardım daha kısa sonuç demek değil midir? Neden bu kadar beklenildi?

Bir de Türk Kızılayı ne yazık ki yardım ulaştırma ve koordinasyon konusunda sınıfta kaldı azizim. Yeterli çadırı neden dikip koymamış hali hazırda?

Yağmalama var diyorlar ama geçiniz efendim. Sen çadırı bol tutarsan yağmalansa bile herkese yeter. Bu kadar basit işte.

Biliyoruz Kızılay yetkilileri ellerinden geleni yapıyorlardır. Bunda hiç şüphe yok. Ancak, 80 milyonun yaşadığı bir ülkede ve 1999 Depremini yaşamış bir ülkede, O ülkenin Kurumları daha tecrübeli, geçmişten ders almış ve hazırlıklı olmalıydılar.

Bir sözüm de yardım kolilerinin içine çakıl taşı, küfür yazılı kağıtlar vs. koyanlara gitsin. Onlara şöyle demek istiyorum “Allah belanızı versin!”

Orada insanlar can çekişiyor, soğuktan üşüyorlar, ölülerini bile çıkaracak güçleri yok. Eğer siz böyle yaparsanız, zaten düşmanlık hissi uyanmış o halkı biraz daha bilemez misiniz? Büyüklüğünüz bu kadar mı?

Evet aynı deprem batıda olsaydı, o bölgeden gelecek yardım bir kamyonu doldurmazdı belkide haklısınız… Yine de sizin büyüklüğünüz bu mu?

Büyük millet olmak kolay değildir, “size taş atana siz ekmek verin” hadisini söyleyen Muhammed’e kulak verin biraz…

Sözde değil özde mürşit olalım.

Anlıyorum, kardeşlerimizi öldürdüler, öğretmenlerimizi, doktorlarımızı, yetiştirdiğimiz gençleri… Bize çok büyük acılar yaşattılar… Ama bu orada yaşayan bütün halkın tamamının suçu değil. Faturasını masum insanlara kesmek Böyle Büyük Bir Millete yakışmaz azizim.

Şimdi düşmalığı bırakıp yardım etmek zamanı, ondan sonra dönüp bakarız hala düşman var mı? Varsa da Büyük Milletiz, Yoksa da…

Dangalaklık yapmayın, Yardım Edin… Yardım etmeyecekseniz de uslu durun, kininizi ve öfkenizi, kahpe teröristlere ve yatakçılarına biriktirin orada can pazarında güçsüz, savunmasız kalmış insanlara patlamayın, yeni taraftarlar kazandırmayın kahpe teröristlere ve yaltakçılarına… Lütfen!

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

Babacık Telaşlanmış…

Bugün günlerden “bloody” bir Salı.

Van’lı kardeşlerimiz hala göçük altında can çekişiyor, çok şükür halkımız büyüklük gösterip yardımı sakınmıyor “bölücü yandaşları” diyerek.

Suriye’de bir “tek parti”, arasından yetiştiği halka kurşun saçıyor.

Libya Dünyanın en cömert diktatörünü leşin içinde boğazladı.

Giderek büyüyen bir Ekonomik kriz kapıyı çalıyor inatla “Yokuz” diyor Dünya.

Japon kardeşlerimiz yaralarını sarıyor.

Ve saymakla bitmez bir ton kötü şey daha sürüklüyor paçalarında Dünya.

Ve Aras Ada isminde bir çocuk büyüyor Ankara’da küçük bir evin içerisinde…

Dünya hakkında bildiği şeyler henüz duvarda bir kaç resim, içinde sürekli değişen resimlerin sesli bir şekilde ışıdığı ekran, orasına burasına iğne batıran deli bir hemşire, yumuşak, sert, hışırdak dokulu bir kaç oyuncak,taze soğan sapı, mis kokulu annesinin teskin edici ses tonu, birlikte kıkırdadığı bir babacığı ve ipeksi dokusuyla miğdesine süzülen bir beyaz içecekten ibaret…

Bakıpta utanacağı ibretlik bir Dünya’yı görmüyor henüz gözleri…

Kardeşlerin kardeşleri vurduğu, Tanrı’nın kutsallığıyla yarışan ve çoğu zaman O’nu bile yenen Para’nın gücüne tapınan salt çoğunluğun arasında “masumluk uykusu”ndan uyandığında; algılayacağı Dünya henüz çook uzaklarda oğlum için.

“Acaba?” Diye soruyorum kendi kendime, “Acaba O’nu bu mutlu Dünyasından uyandırmadan yaşatabilir miyim hayatı, ömrünün sonuna kadar?”

Sonra Budha’nın hikayesi geliyor aklıma, Hindu kralı da aynı şeyi denemişti hani Budha’yı tüm kötülüklerden saklayarak, her şeyin krallıkta olduğu gibi tertemiz ve mutlu olduğuna inandırmıştı O’nu, taa ki bir gün Budha Krallığın dışarısına çıkana dek… Garibim nasıl şoka girmişse oturup yıllarca meditasyon yapmıştı…

Sonra oğlumun turşusunu kurmak geçiyor aklımdan… Bana gülümserken ölümsüz hale getimek istiyorum O mutluluktan parıldayan gözleri, hafifçe kabaran hokka burunu ve O “Çinli” gülüşünü dudaklarının…

Kuşkusuz büyüyüp koca bir adam olacak Aras Ada, kuşkusuz hüznü, acıyı(ki bunu tattı bile) mutluluğu, kızgınlığı, öfkeyi, korkuyu, sevinci, gururu vb. gibi duyguları birer birer deneyimleyecek O’nunda kalbi…

İsterdim ki O büyüyene dek daha yaşanabilir bir yer olsun Dünya azizim.

Elimden gelen tek şey ise bir dilek tutmak ve iki satır yazı yazmak.

Ne kadar hüzünlü değil mi? 

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

HER ŞEY VATAN İÇİN

Hiç şehit anası tanıdınız mı?

Az bir zaman önce davulla, zurnayla askere yolladığı evladını, tabutlar içinde karşılayışını izlediniz mi anacığın?

Bugün facebookta paylaşılan bir iletide, “Neden Nişantaşındaki camiden şehit cenazesi kalkmıyor, zenginlerin çocukları neden doğuya görevlendirilmiyor, neden bir paşanın çocuğu doğuda nöbet tutmuyor? diye soruluyordu…

Anlamlı sorular bence bunların hepsi ancak sorması gereken asıl kişilerin bu soruları aklına bile getirmeyişi içler acısı…

Neden ölüyoruz ve sonrasında bir kısmımız elinde bayraklarla sokaklara taşıyor öfkesini…?

Bazılarımız “gel kardeşim barışalım bu paradoksa bir son verelim” makamında barışa çağıran yazılar yazıyor, gönülden belli…

Bu ülkenin parlementosuna dahil bazıları ise, ekmeğini yediği kaba tükürürcesine ulu orta düşmanlık sergiliyor, köpek kudurmuş olsa gerek…

Birde garip siyasi denklemler oluşturup, o ülkeyi bu grubu suçlayarak hem kendi hem başkalarının zihnini yoran ve eline bir şey geçmeyen insanlarımız var bu zor zamanlarda…

Ama siz hiç bir şehit anası tanıdınız mı?

Hiç şehit cenazesi kaldırdınız mı ?

Nedenleri bulmak yerine, olayı tekrar ve tekrar kavramaya çalışmak yerine, sonuç üretmek yerine ne yapıyoruz?

“Her Şey Vatan İçin” mi diyoruz?

Gerçekten Her Şey O’nun İçin Mi…

Aynı coğrafyanın ortak kültürüne sahip insanları her yönden kaybediyorken…

İşte bunu anlamak vakti gelmiş de geçmiş bile…

Çünkü artık anladığımız ve çoktan kaybettiğimiz o yerdeyiz azizim!

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

YORGANLAR ÇIKSIN!

Son bir haftadır Ankara’da havalar soğuk gidiyor ve yaz sanki sonbaharı atlayarak kışa çevirecek gibi durumlar sezinliyorum azizim…

Haydi yorganlar çıksın…

İnceden üşüyüp kazaklara, montlara bürünelim birazda…

4 mevsimin olması güzel oluyor bir ülkede, böylece tek düzelik yerini alışılması gereken yeni durumlara bırakıyor bir süreliğine…

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem

Düşünceler, düşünceler…

Aklıma bir çok şey gelse de bunları yazıp paylaşacak vaktim olmuyor…

Sonbahar geldi gibi Ankara’ya ve O’na çok yakıştı…

Kışlıkları çıkartma vakti geldi,

Eymir’in tadı da ayrı bir çıkacak…

Yorum yapın

Kategorisi Gözlem